İlker Temir



... ...
... ...
English
19 Ağustos 2009

Lulu Usulü Ahtapot

Ben Brüksel’e geldiğim yıllarda, Brüksel’in pek de popüler olmayan yerlerinden Güney İstasyonu’nun (Midi) bulunduğu bölgede, adı İmroz olan bir Rum meyhanesi vardı. Sahipleri zamanında Gökçeada’dan göçmüş, ismi de oradan gelme. Biz oraya İmroz’dan çok “Marika’nın Yeri” derdik. Marika tatlı bir Rum aksanıyla Türkçe konuşur, çok güzel balıklar ve mezeler hazırlardı. Yediğimiz hemen herşey çok güzeldi ama iki şey vardı ki, tadlarını hayatım boyunca unutamadım: Yumuşacık, zeytinyağında kızarmış, kekikli ahtapot ve kalamar. Sadece benim bildiğim 10-15 kişi bu meyhaneye sadece o ahtapot ve kalamarı yemek için giderdi. Öyle bir ahtapotu hayatım boyunca başka bir yerde ne yedim ne de gördüm. Zaman oldu, Marika İmroz’u kapattı. İşte ondan sonra ben bu tarifin peşine düştüm, düştüm ama ne mümkün. İtalya’nın Akdeniz kıyısındaki balıkçı kasabalarından, Güney Fransa’daki balık restoranlarına, Datça’dan Bodrum’a, Bozcaada’ya, Hırvatistan’a, hatta Japonya’ya (ne alaka demeyin, bu tarife en benzeyenini Osaka’da buldum ama zeytinyağı yerine soya sosuyla hazırlanmıştı ve haliyle pek bir işime yaramadı) aramadığım yer kalmadı. Belki 5-6 yıl, belki daha fazla, hiçbir yerde istediğimi bulamadım. Artık ümidimi kesmiştim ki, bir gün Lulu’yu tanıdım. İşte bu da onun hikayesi...

Lulu, gerçek adıyla Lüsyen Baklacıoğlu, Anadolu’dan Fransa’ya göçen Rum bir baba ile Fransız bir annenin kızı olarak Fransa’da doğmuş, daha sonra önce Çankırı’da sonra İstanbul’da Büyükada’da büyümüş bir “Anadolulu Rum”. 6-7 Eylül olaylarından sonra Yunanistan’a gitmek zorunda kalmış. Benim onu tanımam ise şans eseri oldu. Brüksel’deki sevgili dostlarımız Christina ve Zeynel ile, bazen bende, bazen onlarda, bazen artık bizim için anılarda kalmış olan “Bab-ı Ali” restoranında buluşur, keyifli sohbetler ederdik. Derken bir gün dediler ki, “Lulu geliyor”. İyi geliyor, hoş geliyor da, Lulu kim? Anladık ki Lulu, Christina’nın annesi, yıllar önce Türkiye’den göç etmiş, artık Atina’da yaşıyor. Bahsettiğim yemeklerden birinde karşılaştık Lulu ile. 70 yaşlarında bir kadın, insan ne bekler, öyle değil mi? Ben de öyle demiştim, ta ki görene kadar. Lulu’yu bir tadınık ki, kadınım diyen yanında halt etmiş. Son derece hoş, alımlı, bakımlı; saçlarının yapılışından, takılarına, oturuşundan konuşmasına, her davranışında bir incelik, bir zerafet; gecenin bir yarısı işten dönen kocasını kapıda karşılamadı diye kendi kızını azarlayan tam bir “Osmanlı Kadını”. Lulu’nun Brüksel’de katıldığı bu sohbetlerden birinde ben yukarıdaki ahtapot hikayemi anlatıyordum ki, o tatlı aksanıyla “Ben bu tarifi biliyorum, hem de çok kolay” dedi. Aman Lulu öyle mi değil mi derken anlaşıldı ki, Lulu bu işte gerçek bir uzman. Tabii bir çırpıda alındı tarif. Ama eklemeyi de ihmal etmedi, “Ama bunun için çok iyi bir ahtapot bulmanız lazım, siz burada bulamazsınız, ben size gönderirim”. Pardon, nasıl yani?! Ben dalga geçiyor sanmıştım, ama Atina’ya döner dönmez oradaki balıkçısından aldığı “özel” altapotu vakumlatıp, sarıp sarmalayıp DHL ile Brüksel’deki kızına gönderdiğinde anladık dalga geçmediğini. Önce Christina denedi bu tarifi, arkasından da ben. Tabii her seferinde Yunanistan ya da Türkiye’den ahtapot getirtemeyeceğimizden biraz araştırmadan sonra Brüksel’deki Faslı balıkçıda da güzel ahtapotlar keşfettim, malzeme sorunu çözülmüş oldu. Şimdi tarif kısmına gelelim, aslında gerçekten de kolay:

Bu tarifin püf noktası ahtapotun yumuşak olması. Bilenler bilir, ızgara yapılmış veya kızarmış ahtapot genelde sert olur, onun da tadı olmaz. Bu yumuşaklığı elde etmek için ahtapotu bir tencereye bütün olarak koyup hiç su koymadan kısık ateşte ısıtmaya başlıyorsunuz. Ahtapot zaten 10-15 dakika içinde, tencerenin neredeyse yarısına gelecek kadar kendi suyunu bırakıyor. Yaklaşık bir-bir buçuk saat kapağı kapalı tencerede pişiyor. Lulu, eğer ahtapot sertse suya bir kaşık sirke konulabileceğini de söylemişti. Ama iyi bir ahtapot bulmuşsanız buna gerek olmuyor, değilse bu tavsiyeyi uygulamakta yarar olabilir. Ahtapot yeterince piştikten sonra yumuşacık bir hale geliyor ve aslında pişme kısmı tamamlanıyor. Sonra ahtapotun gövdesini, kollarını kesip parçalara ayırıyorsunuz. Nasıl servis yapmak istediğinize göre farklı şekilde parçalara ayırabilirsiniz ama parçaları çok büyük bırakmayın. Sonra döküm bir tavaya (ideali döküm tava, yoksa teflon tava da olabilir ama mümkünse siz döküm tava kullanın) iyi bir bir zeytinyağı ve yeterince kekik koyup kızdırıyorsunuz. Yağ kızdığında kestiğiniz ahtapot parçalarını tavaya atıp zeytinyağını biraz çekecek ama çok da emmeyecek kadar (yaklaşık 3-4 dakika) kızartıyorsunuz. Daha sonra ahtapotu limon ile servis yapıyorsunuz. Hepsi bu. Mükemmel bir ara sıcak olarak tadına doyum olmuyor.



Lulu bize bu tarifi verdikten sonra Yunanistan’a döndü. Brüksel’e bir dahaki gelişinde bu tarife göre bir ahtapot hazırlayıp onun “uzman görüşünü” almayı planlıyordum ama Atina’ya döndükten bir süre sonra maalesef ciddi bir rahatsızlığının olduğu ortaya çıktı ve bundan birkaç hafta önce bu dünyaya veda etti... Tanınması gereken, keşfedilecek çok yanı olduğunu düşündüren bir kadındı. Ekip olarak Atina’ya gidip onu yaşadığı ortamda görmeyi istemiş, planlamıştık. Hiçbirine fırsat olmadı. Bu tarif de benim için “Lulu Usulü Ahtapot” olarak kaldı. Sizlerden isteğim, bu tarifi dener de memnun kalırsanız benim verdiğim bu isme sadık kalmanız, bu yöntemin adı “Lulu Usulü Ahtapot”...


Yelken Dünyası

Marine Parts Search Engine

Denizcilik Arama Motoru





lashell_lagos@airfill.net
elijah@e-kaynak.net