[cisco-ttl] Sertifikalar üzerine EMO bilgisayar komisyonundan çıkmış eleştirel bir makale -

From: aziz vehbi yeşilyurt (yesilyurtav_at_yahoo.com)
Date: Fri Aug 06 2004 - 05:54:52 GMT

  • Next message: Ozan Oguz: "[cisco-ttl] AS5350&AS5400 Test Raporu"

    arkadaslar asagidaki yazi emo bilgisayar komisyonu tarafindan kaleme
    alimis. biraz uzun olmasina ragmen okumakta fayda var.
    bir cok noktasina katilmamak elde degil.

    iyi calismalar.

    Giriş
    Mühendisliğin bazı dallarını ve özellikle bilgisayar ve elektronik
    mühendisliğini ilgilendiren sertifikalı eğitimler uzun yıllardır
    gündemde.
    Başta Microsoft olmak üzere Cisco, Oracle, Sun, vb. dünya teknoloji
    devleri tarafından doğrudan veya dolaylı yürütülmekte olan bu eğitim
    programları, girilen sınavlar ve nihayetinde verilen sertifikalar,
    üzerinde düşünmeyi gerektiren hayli ilginç unsurlar içeriyor. Bu
    yazı, sözkonusu sertifikalar, bu tür eğitimlerin amacı, işlevi ve
    sonuçları üzerinde durmaya çalışıyor.

    Diplomasız ama Sertifikalı "Mühendis"!
    Özgeçmişinize bu sertifika isimlerinden bir - iki tanesini, özellikle
    İngilizce yazdıysanız, işe alınma şansınızın arttığına
    inanabilirsiniz! Hele bir de yüzyüze görüşmede bunların İngilizce
    kısaltmalarını kullanabildiyseniz, görüştüğünüz şirket yetkilisinin
    size işe almaması ancak kendi cehaletinden kaynaklanabilir!

    Microsoft ürünlerinin kullanım yaygınlığı ve Microsoft'un pazarlama
    dehasının sonucu olarak, ülkemizde en çok Microsoft sertifikaları ilgi
    çekiyor. Bunlar arasında "sistem mühendisi" sertifiakları, örneğin
    "Microsoft Certified Systems Engineer (MCSE) - Microsoft Yetkili
    Sistem Mühendisi" isimli sertifika ise bizim ilgimizi çekiyor. Her
    şeyden önce bu sertifikanın adı hukuksal açıdan bile problemli.
    Mühendislik kavramı ve bu ünvanı elde etme süreçlerinden ya da bu
    ünvanın akademik gerekliliklerinden bağımsız olarak bu sertifikayı
    almanız mümkün. Yapmanız gereken tek şey, içeriği Microsoft
    tarafından belirlenen 7 sınava girip geçmeniz. Akademik bakımından
    ciddi bir önkoşul yok. Bu sınavları başarıyla geçmeleri koşuluyla
    ilköğretim öğrencileri bile "Microsoft Yetkili Sistem Mühendisi"
    olabiliyor.
    Başka bir deyişle hayatta henüz hiç diploma almamış olabilirsiniz,
    ama yine de bir tür "mühendis" olabiliyorsunuz.

    Süreç Nasıl İşliyor?

    Sınavlara girip geçmek dışında özel bir koşulu olmamakla birlikte,
    sertifika almak için izlenen yol genelde şöyle:

    Öncelikle almak istediğiniz sertifika için eğitim vermeye yetkili bir
    eğitim kurumuna başvuruyorsunuz. Seçtiğiniz kursa ve eğitim kurumuna
    göre kurs başına 1.5 milyar ile 5 milyar TL arası değişen yüklüce bir
    ödeme yapıyorsunuz. Misal, "Microsoft Yetkili Sistem Mühendisi" kursu
    için 3 - 4 milyar arası değişen bir ücret ödemeniz gerekiyor.
    Kurslara düzenli devam edip, nihayetinde sınav aşamasına
    geliyorsunuz. Her sertifika için farklı kapsamda ve sayıda sınav var.
    Ama parasını verip kursu tamamladınız diye, sınavlara katılmaya hak
    kazanmıyorsunuz! Öncelikle her sınav için ayrı bir katılım ücreti
    ödemeniz gerekiyor. Örneğin "Microsoft Yetkili Sistem Mühendisi" için
    her biri KDV'siyle birlikte 70 EURO katılım ücretli 7 sınava girmeniz
    gerekiyor. Yani kurs ücretinden ayrı olarak, her sınavı ilk girişte
    geçtiğinizi varsaysak bile sınav ücreti olarak yaklaşık 500 EURO'luk
    ek bir bedel ödemeniz gerekiyor.

    Bu yorucu, uzun, ve neredeyse bir servet ödediğiniz sürecin sonunda
    nihayet muradınıza erdiniz ve o çok arzuladığınız sertifikayı aldınız
    diyelim. Bütün şirketlerin sizi işe almak için kuyruğa gireceklerini
    beklerken, durumun pek de öyle olmadığını görüyorsunuz. Çünkü bu
    ülkede türlü zahmetle sağladığı birikimini bu işe adayan tek kişi siz
    değilsiniz; sizinle aynı süreçten geçmiş, aynı kaderi paylaşan bir
    kitle var. Yani harcadığınız o kadar sıkıntı ve para, piyasa
    kriterleri bakımından sizi bir adım bile öne çıkarmaya yetmemiş. Siz
    yine de hiç değilse "geride" kalmadığınızı düşünüp avunabilirsiniz
    tabi.

    İşin en traji-komik tarafı ise, siz bu kadar çaba
    harcarken, "teknoloji" ve bu alanın devleri boş durmuyor. Neredeyse
    her iki yılda bir "tamamen teknolojik ilerlemenin gereği", sizin
    sertifikasını aldığınız ürünlerinin yeni versiyonlarını piyasaya
    sürüveriyorlar. Sertifikanızın piyasa açısından pek bir hükmü
    kalmıyor anlayacağınız. Siz yine de, hâlâ yeterince enerjiniz
    ve paranız varsa sil baştan işe koyulabilirsiniz elbet.

    Konuyla doğrudan ilgili olmayan okurlar açısından burada anlatılanlar
    abartılı gelebilir. Böyle düşünenlere, çevrelerinde kendi
    olanaklarıyla bu süreci yaşamış birilerini bulup konuşmalarını
    öneririm. Çalıştıkları şirket tarafından bu kurslara gönderilenler
    ise ayrı bir inceleme konusu.

    Pazarlama Dehası

    Aslına bakılırsa teknoloji tekelleri bakımından sertifikasyon sistemi
    bir taşla birkaç kuşun vurulduğu, dahice bir pazarlama yöntemi.
    Bu yöntem sayasinde öncelikle sürekli eğitim sattıkları bir sistem
    kurmuş oluyorlar. Doğrudan kendi eğitim merkezleri veya öncesinde
    benzeri bir sürecin sonunda yetkilendirdikleri özel veya resmi eğitim
    kurumları üzerinden, kendini sürekli yenileyen, her geçen gün daha da
    büyüyen bir müşteri kitlesine çok ciddi bedellerle sattıkları bu
    eğitim, hiç yoktan yarattıkları haksız bir gelir kaynağı.

    Eğitim kurumlarının yetersiz kaldığı yerde, adına e-eğitim dedikleri,
    internet üzerinden verilen online eğitimler devreye giriyor. Firmaya
    orta vadede çok daha düşük bir bedele malolduğu için doğrudan
    eğitimler kadar pahalı olmayan bu yöntemin, ilkinin pazarını
    küçülttüğü sanılmasın. Çünkü bu yöntem, doğrudan eğitim olanağı
    olmayan müşterileri hedefliyor esas olarak.
    Ayrıca doğrudan eğitim satın alan pek çok kişi, sınavları kendilerince
    garantiye almak için ayrıca bu eğitimlere de katılıyorlar.

    Online eğitim alamayacak kişiler içinse, oldukça yüksek bedellerle
    satılan eğitim kitapları ve CD'ler var. Başka bir deyişle, iş bulma
    umudunu bu sertifikalara bağlamış sayısız gencin parasını bir biçimde
    gasp etmenin türlü yolu mevcut.

    Özetle tekeller, aynı ürünü aynı müşteriye defalarca satarak elde
    ettikleri gelirin yanında, geliştirdikleri eğitim araçları sayesinde
    çok ciddi bir gelir kaynağı daha yaratmış oluyorlar.

    Sertifikasyon sisteminin tekellere sağladığı bir diğer kazanç ise
    sertifika alabilmiş kişiler üzerinden gerçekleşiyor. Bu insanlar
    gittikleri her yerde, girdikleri her işyerinde, sertifikasını
    aldıkları tekelin ve ürünün gönüllü ve ateşli savunucuları oluyorlar.
    Çalıştıkları firmada, işe öncelikle sözkonusu ürünleri satın
    aldırarak başlıyorlar. Sonra bu ürünleri kullanacak olan personeli
    eğitime göndertiyorlar. Sonra kitapları, CD'leri ve dergileri
    satın aldırıyorlar. Başka bir deyişle sertifikasyon sistemi sadece
    doğrudan ve dolaylı eğitim gelirleri sağlamakla kalmıyor, kaderini
    artık bu tekele bağlamış insanlar üretiyor ve en güçlü pazarlama
    araçlarından birine dönüştürüyor.

    Bu zincirin son halkası bu tür işyerlerinde işe alınacak personel
    üzerinden gerçekleşip döngüyü tamamlıyor. Orta çaplı bir firmanın
    insan kaynakları departmanında ya da insan kaynakları şirketlerinde
    personel alım sürecinde ilk eliminasyon bu kriterler üzerinden
    yapılıyor. Aynı özelliklere sahip iki adaydan biri seçilecekse, bu
    işyerinde kullanılan sistemlerle ilgili sertifika durumlarına
    bakılıyor öncelikle. Sertifikası olmayan, daha ilk turda elenmiş
    oluyor. Dolayısıyla yeni bir eğitim dalgasının fitili burada
    ateşlenmiş oluyor.

    Doğrusu sertifikasyon sisteminden daha kârlı, kendini bu denli yeniden
    üreten bir başka pazarlama yöntemi yoktur herhalde.

    Sistemin Bazı Sonuçları
    Yukarıda özetlemeye çalıştığımız gibi, sertifikasyon sistemi,
    diplomanın hiçbir şey ama sertifikanın her şey olduğuna dair güçlü
    bir yanılsama yaratıyor. Bu sistemin yaygınlaşmasına bağlı olarak,
    hem personel alacak firma hem de iş arayan birey, birincil kriter
    olarak sertifikayı görmeye başlıyor. Akademik özgeçmişin ve giderek
    mühendisliğin gereksizleştiği bir üretim sisteminin temelleri
    atılıyor böylece. Mühendislerin yerini sertifikalı kişiler, yaratıcı
    düşüncenin yerini ise önceden tanımlanmış prosedürü kusursuz olarak
    yeniden ve yeniden uygulayabilecek bir sistem alıyor. Başka bir
    ifadeyle "sertifika-bağımlı" garip bir kültür giderek yaygınlaşıyor.
       Herhangi bir firmanın kısa süreli ihtiyaçları açısından
    bakıldığında teknik bilgisi yüksek ama firma bünyesinde kullanılan
    sistemler konusunda sertifikası olmayan mühendisleri işe almaktansa,
    bu sertifikalı kişileri almak daha mantıklı gelebilir. Ayrıca bir
    mühendise vereceğinden daha düşük bir ücretle böyle kişiler bulması
    mümkün. Kaldı ki, formatı ABD'de belirlenmiş eğitimlerden geçen bu
    insanların, ikide bir yeni bir düşünce ile gelip mevcut sistemin
    işleyişini "aksatmaları" da sözkonusu değil.
    Firmaların bu pragmatik tercihleri, mühendislerin giderek daha düşük
    ücretlere mahkum olmasına ya da daha çok mühendisin işsiz kalmasına
    yol açmaktadır.

      a.. Sertifikasyon sistemi üzerinden edinilen marka ve ürün eksenli
    bilgi, zamanla bilimsel bilginin yerini alıyor; bilimsel terminoloji
    birkaç ürün, bu ürünlerin birkaç özelliği ve bunların kısaltılmış
    isimlerine indirgeniyor ve bilimsel tartışmalar olabildiğince sığ bir
    zeminde yürütülüyor. Bu durumun ilginç sonuçlarından biri olarak,
    farklı tekellerin benzer sertifikalarına sahip iki farklı birey
    arasında bir iletişim problemi yaşanmaya başlanıyor. Genel kavramlar
    üzerinden bir biçimde yürütülebilen bir konuşma, detaya inildikçe
    taraflar açısından giderek anlaşılmaz bir hal alıyor. Ömrü ancak bir
    sonraki versiyonun piyasaya sürülmesine kadar devam edebilen bu
    terminoloji, zar zor edinilmiş "birikimin" geleceğe aktarılamamasına
    yol açan kısır bir "bilimsel" ortamın oluşmasına yol açıyor.
     
     a.. Sorunun ekonomik boyutu ise bu işin uzmanlarının ilgisini
    bekliyor.Her yıl ithal ettiğimiz değeri kendinden menkul yazılım ve
    donanım ürünlerine ülke olarak ödediğimiz bedel yetmezmiş gibi, bir
    de sertifikasyon sisteminin piyasaya sürdüğü ve yukarıda değindiğimiz
    araçlar üzerinden ayrı bir bedel ödemek durumunda kalıyoruz.

    Üniversitelerin Durumu
    Bu denli olumsuz sonuçlarından söz ettiğimiz sisteme karşı
    üniversitelerin neler yaptığını merak ediyor olabilirsiniz. Bunu biz
    de merak ettik.
    Öğrenebildiğimiz kadarıyla üniversitelerin bu sistemi eleştiren ve
    kamuoyuna yansımış bir tutumu sözkonusu değil. Birkaç üniversitede,
    tek tek öğretim üyeleri nezdinde bazı eleştirilerin varlığından
    sözedilebilir, ancak sertifikasyon sistemine bir karşı duruş veya
    bunun dinamikleri ne yazık ki henüz yok. İşin daha da kötüsü, başta
    vakıf üniversiteleri olmak üzere içinde "saygın" üniversitelerimizin
    de bulunduğu pek çok üniversite piyasa refleksleriyle hareket ederek,
    doğrudan veya özel eğitim kurumlarıyla işbirliği içinde,
    eleştirilerimize konu olan sertifikala rın eğitimini veriyor.
    Microsoft ve Cisco sertifikaları bu alanda yine işin başını
    çekiyor.

    Misyonu, markalardan ve kâr amaçlı kuruluşlardan bağımsız, bilimsel
    eğitim vermek, yaratıcı düşünceyi geliştirmek olan
    üniversitelerimizin önemli bir bölümü, ne yazık ki bu misyonla taban
    tabana zıt bir rol üstlenmiş durumdalar. Bunun, üniversitelerin
    ödenek sıkıntısı veya başka sorunlarla açıklanabilecek nedenleri
    olabilir elbet; ancak gerek resmi internet sitelerinde gerekse
    telefon görüşmelerinde karşılaştığınız dil(*), eğitimlerin
    üniversitelere kaynak sağlamak amacıyla zorunluluktan değil,
    doğrudan ticari kaygılarla yapıldığını gösteriyor. Hatta sertifikasyon
    eğitimlerini veriyor olmak bir övünme nedeni bile olabiliyor. Örneğin
    İTÜ' nün internet sitesinde yer alan şu ifadeler hayli düşündürücüdür:

    "İstanbul Teknik Üniversitesi, Cisco Systems tarafından tüm Dünya
    çapında organize edilen network academy eğitim programını 3 yılı
    aşkın bir süredir devam etmektedir. İTÜ, bu eğitim programına
    başlayan Türkiye'deki ilklerden biri iken, İstanbul'daki ilk
    üniversitedir. İ.T.Ü. İstanbul'da bulunan tek Bölgesel Akademi
    (Regional Academy) ünvanına sahip olup halihazırda CCNA
    (Cisco Certified Network Associate) kurs programını vermektedir."

    Ege Üniversitesi'nin internet sitesinde benzer ifadeler yer alıyor:
    "Ege Üniversitesi; Ulakbim, İTÜ ve ODTÜ'den sonra Türkiye'deki
    dördüncü bölgesel akademi oldu. Ege Üniversitesinin kısa zamanda kat
    ettiği bu mesafe, bu alanda yapılan başarılı çalışmaları ve CNAP'e
    verilen önem ve hassasiyeti göstermiştir."

    Ya da Yeditepe Üniversitesi'nin kullandığı dile bakalım:
    "T.C. Yeditepe Üniversitesi ve Netron Bilgi İletişim Teknolojileri,
    sizlere en kaliteli, en güncel bilgi ve eğitimi ulaştırmak amacı ile
    işbirliğine gitmiştir."

    Örnekleri çoğaltmak mümkün. Herhangi bir reklam metninde kullanılan
    dilden bir fark görüyor musunuz? Ne yazık ki biz göremiyoruz. Bu ise
    mücadele etmek zorunda olduğumuz sorunun ne kadar büyük olduğunu
    gösteriyor.

    Ne Yapmalı?
    Bu yazının karşı çıktığı şey sözkonusu firmaların paralı ya da parasız
    eğitim veya sertifika vermeleri değil. Firmaların geliştirdikleri bir
    ürünle ilgili eğitim ve sertifika vermelerinin konumuzla bir ilgisi
    yok. Karşı çıkılan ve mücadele edilmesi gerektiğine inanılan şey,
    sertifikasyon sisteminin, işleyişi ve sonuçları yukarıda anlatılan
    yapısı. Sistem, zaman içinde kendiliğinden bu yapıya dönüşmüş değil;
    tam tersine, baştan beri bu durum hedeflenmiş, araç ve yöntemler bu
    amaç için geliştirilmiştir. Ve bugün geldiği düzey itibariyle bu
    sistem, hem tek tek bireylere ve ülkeye çok ciddi ekonomik bir yük
    getirmektedir; hem de bilimsel bilginin yerine tekellerin çıkarlarını
    esas alan ve zaman zaman nesnel bilgiyle çelişen, kullanım süresi bir-
    iki yılı geçmeyen "ürün kullanım reçeteleri"ni koymaktadır. Karşı
    durulması gereken şey esas olarak budur.

    Bu sorun elbette dünya çapında yaratılmış olan trendden, ülkemizin
    sosyo-ekonomik ve politik tercihlerinden ve üniversitelere dayatılan
    koşullardan bağımsız değildir; dolayısıyla bugünden yarına
    çözülebilecek kadar basit değildir. Öte yandan, "nasılsa
    çözemeyeceğimiz kadar büyük ve köklü, bu nedenle yapabileceğimiz bir
    şey yok" denebilecek kadar önemsiz de değildir. Özelde
    universitelerin ve genelde ülkenin bilim ve özgür düşünce bakımından
    durumu temelinde ele alınırsa çözüm yönünde hiç değilse bazı
    adımlar atılabileceğine inanıyoruz. Örneğin, sertifikanın olmazsa
    olmaz olduğuna dair yanlış ve yaygın görüş etkisizleştirilebilir;
    insanların umutlarını tıpkı piyango gibi sertifikalara bağlaması ve
    varını - yoğunu bu uğurda harcaması engellenebilir ya da
    azaltılabilir; firmaların sertifika gibi yapay kriterlerle değil
    gerçek bilimsel niteliklere göre bir seçim yapmalarının hem uzun
    vadede kendileri açısından hem de ülkemizin bilimsel düzeyi açısından
    tek doğru yöntem olacağı anlatılabilir; hepsinden önemlisi
    üniversitelerimizin bu sistemin bir parçası değil, nesnel bilimsel
    bilginin üretilip öğretildiği yerler haline gelmesi için
    çalışılabilir.

    Bunun için de öncelikle sorunun tartışılması, vahametinin anlaşılması
    gerekiyor. Bu tartışmanın olabildiğince geniş bir zemine yayılması
    önem taşıyor. Başta üniversiteler olmak üzere, odaların, bu alandaki
    sivil toplum örgütlerinin, bilim kurumlarının ve tek tek bireylerin,
    kısaca konunun her kesimden muhataplarının sürece dahil edilmesi
    gerekiyor.

    ------------------------ Yahoo! Groups Sponsor --------------------~-->
    Make a clean sweep of pop-up ads. Yahoo! Companion Toolbar.
    Now with Pop-Up Blocker. Get it for free!
    http://us.click.yahoo.com/L5YrjA/eSIIAA/yQLSAA/26EolB/TM
    --------------------------------------------------------------------~->

    Bu listenin Cisco Systems ile herhangi bir baglantisi bulunmamaktadir.

    Listeden cikmak için cisco-ttl-unsubscribe_at_yahoogroups.com adresine bir e-posta gönderebilirsiniz.
    Yahoo! Groups Links

    <*> To visit your group on the web, go to:
        http://groups.yahoo.com/group/cisco-ttl/

    <*> To unsubscribe from this group, send an email to:
        cisco-ttl-unsubscribe_at_yahoogroups.com

    <*> Your use of Yahoo! Groups is subject to:
        http://docs.yahoo.com/info/terms/
     



    This archive was generated by hypermail 2.1.5 : Fri Aug 06 2004 - 09:55:31 GMT